Hamiyet’in faili kader değildi

Efnan Atmaca – Türkiye tarihinin yüzleşmekle, hesaplaşmakla kolay kolay kapanmayacak yarası 12 Eylül 1980. Bilançosu çok ağır oldu. Toplumsal hikâyeler bir yana bireysel yaşanmışlıklar yaşı yetenlerin anılarına, yetmeyenlerin de dinledikleriyle hafızalarına kazınmış durumda. Hamiyet işte onlardan biri… İstanbul’un dışındaki bir işçi mahallesinde kocası ve iki kızıyla yaşayan Hamiyet’in hayatı 1980 darbesiyle altüst oluyor. Önce umudunu, sonra ailesini ve en son aklını kaybediyor. Hayallerini ise asla! Hayalinde yaşattığı müzik grubuyla tutunuyor hayata ki onlar da sıra dışı müzikleri, güçlü sözleriyle tanınan Peyk. Peyk, ‘independent/bağımsızlık’ kelimesinden gelen, büyük şirketlerin bulaşmadığı, direnerek yapılan müzik türü olan ‘İndie’nin temsilcisi. Peyk’in solisti İrfan Alış’ın hikâyesinden Deniz Madanoğlu’nun yazdığı, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği ve Aslı İnandık, Bilgesu Kural, Cansu Bahadır, Esra Kızıldoğan, Ezgi Çelik, Sabahattin Yakut, Sermet Yeşil, Uygar Özçelik ve Peyk’in (Barış Tokgöz, Ertan Çalışkan, İrfan Alış, Özgür Ulusoy, Serdal Ersoy) rol aldığı “Hamiyet” hem özlediğimiz müzikallere farklı bir tavırla örnek hem 12 Eylül’de yaşananlara bir hatırlatma. 

İzin verseydim sarılmasına 

Hamiyet’in çıkış hikâyesini anlatırken Alış “Bir gün aklıma geldi ansızın. Ve içime bir ağırlık çöktü. O ağırlıkla ve üzüntüde bir şeyler karaladım ve sosyal medyada paylaştım. Tarih 27 Kasım 2018 ve o gün bir şeyler yazmaya karar verdim. Sonra Hamiyet’in peşine düştüm. Onun sonunun nasıl olduğunu bilmiyordum, neler olmuştu. Öğrendim ve şarkılar yazmaya başladım. Hep yarım kaldı. Sonra o şarkılar Işıl Hoca’ya (Işıl Kasapoğlu) götürüldü. Dinledi, müzikal olur bunlardan dedi ve Hamiyet ortaya çıktı” diyor. Zor bir iş yaptıkları çünkü var olan şarkıları Hamiyet’in hikâyesiyle buluşturuyorlar. Üstelik Peyk grubu sadece müzik değil, bir anlamda oyunculuk da yapıyor sahnede. Alış, tevazu göstererek “Benden istenilen her şeyi tam olarak yapmak dışında bir şey düşünmüyorum. Şakayla karışık ben soğukkanlı kiralık katilim” dese de çocukluğundan aklına kazınan Hamiyet’e ve onun yaşadıklarına ne kadar değer verdiğini “Hamiyet bunu hak ediyor” sözleriyle ifade ediyor. Alış ilk yazdığı metinde “Çocukken bana sarılmasına izin vermediğim için hâlâ içim acır. Bilseydim onun dramını, keşke anlayabilseydim. Sarılırdım ona ve iyi davranırdım. Olmayan kaderine meydan okurdum bir an bile olsa” diyor. Oyun da seyirciye tam bu duyguyu geçiriyor. İndie müziğin ruhu, ‘80’lerin incinmesine rağmen direnenleriyle buluşuyor.  

Zarif ruhuna ağır geliyor 

Hamiyet ile aynı atölyede çalışan arkadaşlarının mücadelesiyle başlıyor hikâye. Hamiyet hep farklı, sesi çok güzel. Bir gün Pazar Yeri Sinekleri adlı grubuyla seslerini herkese duyuracaklarına inanıyor. Ama dünya Hamiyet’in hayalleri kadar masum değil. Hele de o yıl: 1980! Hamiyet’in zarif ruhuna ağır geliyor ihanetler, kavgalar, hapisler… Alış, 1980 müzikali yapmak istemelerinin nedenini “Çünkü bugün başımıza gelen her şey o yıllarda başladı. O yıllarda atıldı kötülüğün ilk tohumları. Şu an ne yaşıyorsak o günlerde yaşadığımız şeylerin bir sonucu. O günleri anlarsak bu meseleden nasıl sıyrılabileceğimizi de anlayabiliriz” diyerek özetliyor aslında her şeyi. 

‘Rüya sandığım anılarmış’

İrfan Alış, “Hamiyet” şarkısı için yazdığı sözlerde “Rüyada yatan suda yatan kadın sendin… Yüzün bile yoktu ve neden sudaydın? Sorularım var, ama artık bunu sormam. Kimsesi yok ki rüyalarımın. Orada o göl niye vardı? Ve rüyam orada başlıyor ve bitiyordu hep. Vay be, eski rüya sandığım gizli anılarmış. Büyüdüm şimdi ve anlıyorum. Uyandım ben de, uyandım. Sabah yok…” diyor. “Hamiyet” o unutulmanın tercih edildiği anıları hatırlatıyor. Hamiyet “Benim mi bu yaşadığım ev / Bu sonun başladığı yer / Kimdi fail bilmiyorum / Belki de kader” dese hepimiz kimin fail olduğunu biliyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir